Hakan Esmer’in “Kıyıdan İçeriye” başlıklı sergisi, 16 Mayıs – 12 Temmuz 2026  tarihleri arasında CerModern’de izleyiciyle buluşuyor.

Erkan DOĞANAY / Küratör 

“Sanat yapıtını salt bir biçim olarak ele almak onu açıklamaya yetmez,” der Erwin Panofsky. Kuşkusuz ki sanat yapıtının bir biçimi (formu) vardır; ama bir de anlattığı konusu, taşıdığı anlamı, bir de içeriği vardır. Sanatta biçem değişimini açıklamak için yalnızca biçimin ölçü olarak alınması, dünyanın salt optik olarak algılanması anlamına gelir. Deyim yerindeyse, sanat yapıtının ‘ruhunun’da ele alınması gereklidir, tanımlamasını yapar Panofsky “İkonografi ve İkonoloji” adlı yazısında. Bu durum bir bakıma parçadan bütüne, sonrasında tekrar bütünden parçaya dönmektir. Sanatı yaşamsal bir ilke edinmiş her sanatçı için çocukluk izlerinden varolduğu evreye dek süregelen, ilk edinimlerinin onu şekillendirdiği an’a dek geçen bütün yolculuklarının toplamıdır bu süreç. Buradan hareketle sanat yapıtının ruhunu ele aldığımızda yapıtın görünen formunu aşan algısal ölçütü anlam ve içerik bakımından daha bir derinlik kazanır. 

Sanatçı Hakan Esmer’de bu derinlik arayışı Karadeniz’in olağanüstü doğasının hafızasında yer edinmiş izleri ve baba metaforuyla karşılık bulur. Sanatçının gençlik döneminde Karadeniz’den fiziksel olarak uzaklaşması, bu ilişkinin kopmasına değil, aksine daha da derinleşmesine yol açar. Mesafe, burada unutmayı değil, hatırlamanın yoğunlaşmasını üretir. Zaman içinde değişen şehirler, farklı yaşam deneyimleri ve yeni görsel karşılaşmalar, Esmer’in belleğinde taşıdığı Karadeniz imgesini sabitlemek yerine daha da akışkan hâle getirir. Böylece Karadeniz, artık yalnızca geçmişte kalmış bir yer değil; sürekli yeniden kurulan, her hatırlayışta değişen bir iç mekâna dönüşür. Sanatçının çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği bu coğrafya, yüzeylerde bir manzara olarak değil; zamanla yoğrulmuş, silinmiş ve yeniden inşa edilmiş bir hafıza alanı olarak karşımıza çıkar.

Esmer’in Karadeniz’de başlayan erken yaşamı, doğanın ritmiyle iç içe geçen bir deneyim olarak okunabilir. Çocukluk yıllarında karşılaşılan imgeler, semboller zamanla yalnızca görsel hatıralar olarak kalmaz; sanatçının dünyayı algılama biçiminin kurucu unsurlarına dönüşür. Bu nedenle bu sergide karşılaştığımız resimler, doğrudan gözleme dayalı bir doğa betimlemesinden çok, yıllar boyunca sanatçının zihninde biriken ve dönüşen imgelerin yeniden ortaya çıkışıdır…

Bu sergideki resimler, tam da bu dönüşümün izlerini taşır. Yüzeylerdeki belirsizlik, formların zaman zaman çözülmesi ya da tekrar belirginleşmesi, hatırlamanın doğrusal olmayan yapısını görünür kılar. Sanatçı, geçmişi olduğu gibi geri getirmeye çalışmaz; aksine onun kırılganlığını, eksik kalan yanlarını ve zamanla nasıl dönüştüğünü kabul eder. Bu yaklaşım, resimlerin estetik yapısında da kendini gösterir: Katmanlı boya kullanımı, üst üste binen yüzeyler ve yer yer silinmiş izlenimi veren alanlar, hafızanın üst üste yazılan doğasına işaret eder. Bu izler kıyıda Karadeniz’in amansız dalgalarıyla bütünleşen ‘heyamola’ ritminden nemle sulanan ağaçlarda yankılanmasına, yükseklerde yaşam bulan ‘vargit’ çiçeklerinden zirvelerde dönen bulutlara dek uzar… 

Hakan Esmer’in resimleri bu anlamda ne nostaljik bir geri dönüş ne de geçmişin romantize edilmesidir. Tam tersine, bu işler geçmişle kurulan mesafeyi görünür kılar. Sanatçı, çocukluk ve gençlik yıllarına ait imgeleri bugünün bilgisi ve deneyimiyle yeniden ele alırken, izleyiciye de benzer bir düşünme alanı açar: Hatırladığımız şeyler gerçekten olduğu gibi mi kalır, yoksa her hatırlayışta yeniden mi şekillenir?

Sergide yer alan çok sayıda Karadeniz konulu resim, bu sorunun farklı varyasyonları gibi okunabilir. Her biri, aynı coğrafyaya ait olsa da, aynı anıya ait değildir. Bu çoğulluk, Karadeniz’in parçalı doğasını yansıttığı kadar, hafızanın da tekil değil çoğul olduğunu hatırlatır. Aynı yer, farklı zamanlarda, farklı duygularla ve farklı yoğunluklarda geri döner. Hakan Esmer’in resimleri, izleyiciyi belirli bir coğrafyaya bakmaya değil, kendi hafızasının içindeki karşılıkları aramaya davet eder. Çünkü bu resimlerde Karadeniz, yalnızca sanatçının geçmişine ait bir yer değil; hatırlayan herkes için yeniden kurulabilecek bir deneyim alanıdır.