Serdar Leblebici’nin “Seriler Arası Yolculuk” sergisi, 9 Mayıs – 21 Haziran tarihleri arasında CerModern’de izleyiciyle buluşuyor.
Serdar Leblebici'nin betimlemelerinde, modern ve eski sanatın klasiklerine verdiği kişisel tepkileri duyuyoruz. Transavantgarde akımının birçok temsilcisi gibi, o da doğaya değil, daha önce resmedilmiş olanlara başvuruyor. Sanat dünyasındaki otoritelerin devri kapandığından, modern sanatın klasikleri ona yalnızca olası bir çıkış noktası olarak hizmet ediyor. Serdar Leblebici hem salt resim alanında hem de seramik ve karma teknikte kendi başına bir otoritedir. O, bilinen yollarda kendine özgü mitolojiler ve ideolojilerle yeni açılımlar peşinde.
Leblebici'nin sanatı, renkli dışavurumculuk, informel sanat ve figüratif fragmanlara dayanan deneyimlerin özgün bir sentezidir; zengin bir biçimde oluşturulmuş ve kararlı bir tavırla ifade edilmiştir. Geniş bağlamda, çalışmaları post-modern anlayışa bağlıdır- klasik resim sanatını reddetmeyen fakat görsel oluşturmada, renk temsilinde ve anlatımda yeni yollar arayan bir uygulama. Portre serisinde, “klasik” figürün bir yansıması, manzara ve mekâna dair ipuçları fark edilebilir, ancak temel, çarpıcı görsel öğe, girdap misali dönerek akan bir renk-lav yığınından seyirciye doğru dik dik bakabilen antropomorfikgözdür. Bu delici bakış, yoğun bir şekilde resimsel ve parlak bir ruh hali olarak deneyimlenir. İkonografik olarak, Türk geleneğindeki nazardan korunma (nazar boncuğu) ile ilişkilendirilebilir.
Leblebici'nin yaptığı portreler dolaylı olarak erken dönem sanat tarihinden bazı ikonografik öğeleri -yeniden yorumlayarak- bir araya getirmek suretiyle geçmişi yansıtan Avrupa portre geleneğiyle bağlantılıdır. Onun eserlerinde gerçek olayların, figürlerin ya da nesnelerin çarpıtılmış ya da belirsiz tasvirleri aranmamalıdır. Gerçek dünyadaki tezahürleri betimlemekle değil, yeni bir gerçeklik yaratmakla ilgilenir. İzleyicilere “okunması” gereken imgeler ya da uzamsal nesneler sunar- ağırlıklı olarak koyu arka planlardan yayılan ışığı ve olağandışı renk değerlerini ifade eden eserler. Bu durum, özellikle lotus serisinde belirgindir. Leblebici burada, koyu arka planlar karşısında tamamen yepyeni bir öneme kavuşan canlı renklere dalıyor. Renge olan ilgisi onu rengin kendi içindeki aydınlık ve karanlığın birbiriyle etkileşimini keşfetmeye yöneltir.
Resim tekniği, lotus serisinin manzara çalışmalarında en etkili haliyle parlarken, kendinden emin fırça darbeleriyle bir renk ve biçim dünyasını inşa eden sofistike bir renk ustası olduğunu açığa çıkarıyor. Bununla birlikte, lotusları doğrudan gerçek doğanın bir tasviri olmayıp, doğanın yapısını bozarak deneyimini ifade etmede bir araç olarak kullanır- manzaranın yalnızca optik olgusunu değil, daha derindeki yapısını, görünümünü ve gerçekliğini (anlık izlenime bağlı olmayan).
(…) Serdar Leblebici'nin tüm görsel objeleri- vuruşları, renkleri, ışıkları ve gölgeleri- bir çeşit üç boyutlu derinlik yaratmak için birbiri ardına ortaya çıkarken, kendilerine özgü bir şekilde, paradoksal olarak klasik bir his uyandıran farklı bir güzelliğe dair bir yanılsama üretiyor. Bu aynı zamanda eserlerine gözle görülür bir uluslararası yankı kazandıran niteliktir.
BoštjanSoklič
Sanat Tarihçisi ve Eserleri Sorumlusu
2025, Slovenya