İçinde yaşadığımız toplum ve bizi kuşatan doğa, sanatsal düşüncemin oluşum sürecinde temel bir referans alanı oluşturuyor. Çalışmalarımın çıkış noktasında, insanı yalnızca bireysel varoluşu içinde değil, toplumsal ilişkiler ağı içerisinde konumlanan bir varlık olarak ele alma düşüncesi yer alıyor. İnsanın hem kendisiyle hem de diğerleriyle kurduğu ilişki; düşüncenin, anlamın ve deneyimin üretildiği dinamik alanı belirliyor. Bu nedenle figür, kompozisyon ve sahne, benim için yalnızca biçimsel unsurlar değil; bireysel ve kolektif varoluşun gerilimlerini taşıyan düşünsel yapılardır.
İnsanın başka insanlarla birlikte var olması, kaçınılmaz olarak bir iç içelik ve karşılaşma durumunu beraberinde getirir. “Ben”in yanında “biz” ve “öteki” kavramları belirir. Ancak bu ilişkisel yapı sabit değildir; “ben” kendisini karşısındaki için bir “öteki” olarak da kurabilir. Dolayısıyla özne ile öteki arasındaki sınır sürekli yer değiştiren, karşılıklı olarak yeniden kurulan bir ilişki alanına dönüşür. Çalışmalarımda tekil figürlerin yanı sıra figür gruplarına yönelmemin ardında böyle bir düşünsel zemin bulunur. Figürler arasındaki yakınlık, mesafe, karşılaşma, ayrışma ve birlikte var olma halleri; iletişim ve iletişimsizlik, bireysellik ve kolektiflik, varoluş ve zamansallık gibi kavramların görsel karşılıklarını üretir.
Bu bağlamda iletişim, iletişimsizlik, varoluş, zamansallık, tarihsellik, eşzamanlılık, birey olma, kalabalıklara dahil olma ve karşılıklılık gibi kavramlar, çalışmalarımda yalnızca konu olarak değil, biçimsel ve düşünsel yapının kurucu unsurları olarak yer alır. Figürler aracılığıyla oluşturduğum sahneler, belirli bir anı temsil etmekten çok, farklı zamanların ve farklı varoluş biçimlerinin aynı düşünsel düzlemde karşılaşabileceği bir alan yaratmayı amaçlar.
Doğadaki oluş ve oluşum halinin kesintisiz bir süreç olarak devam ettiği düşüncesi, insanın bireysel ve toplumsal dönüşümünü de bu tarihsel sürekliliğin bir parçası olarak ele almamı mümkün kılıyor. Burada zaman kavramı, çalışmalarım açısından belirleyici bir meseleye dönüşüyor. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasında doğrusal bir ilerleme fikrine dayanan zaman anlayışı yerine, farklı zaman katmanlarının aynı anda var olabildiği bir zaman-imge anlayışına yöneliyorum.
Bu yaklaşım, Gilles Deleuze’ün zaman-imge düşüncesiyle ilişkilendirilebilecek biçimde, zamanı yalnızca olayların ardışıklığı olarak değil, farklı zaman katmanlarının birbirine eklemlendiği ve eşzamanlı olarak görünürlük kazanabildiği bir yapı olarak düşünmeme olanak sağlıyor. Benim açımdan “topolojik zaman” olarak ifade edilebilecek bu yaklaşım, figüratif kompozisyonun geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı düzlemde taşımasına imkân veren bir araç niteliğinde. Böylece insanlığın farklı tarihsel dönemlerine göndermeler yapılırken, içinde bulunulan anın varoluşsal deneyimi de aynı kompozisyon içerisinde belirginleşebiliyor.
Gerçekliği olduğu haliyle yeniden üretmekten çok, gerçekliğin içine dahil olarak ya da onun karşısında konumlanarak onu eleştirel bir düşünme sürecinden geçirmeyi tercih ediyorum. Gerçekliği çözümlemek, yorumlamak ve yeniden kurmak; çalışmalarımın temelindeki düşünsel hareket biçimlerinden birini oluşturuyor.
Bu nedenle figüratif yapı ile geometrik ve soyut mekânsal yapıların bir aradalığı benim için yalnızca estetik bir karşıtlık değildir. Organik figüratif yapılar ile geometrik mekân kurguları, diyalektik bir düşünme biçiminin görsel karşılıkları olarak çalışırlar.
Bu karşılaşmada figür, yalnızca insan bedeninin temsili olmaktan çıkar; düşüncenin, belleğin, tarihin ve toplumsal deneyimin taşıyıcısı haline gelir. Geometrik mekân ise figürü çevreleyen pasif bir fon olmaktan ziyade, onunla ilişkiye giren, onu dönüştüren ve anlamını yeniden üreten bir yapı olarak ortaya çıkar. Böylece figür ile mekân arasındaki ilişki, karşıtlıkların birbirini dışladığı değil, birbirini ürettiği diyalektik bir düzleme taşınır.
Çalışmalarımda ulaşmak istediğim şey, tamamlanmış ve açıklayıcı bir düşüncenin görsel karşılığını üretmekten çok, yoruma açık ve anlamın çoğalmasına imkân veren doğurgan bir sanatsal düşünce alanı yaratmak. Bir yapıtın anlamını tek bir açıklamaya indirgemek yerine, izleyicinin kendi deneyimi, belleği ve düşünsel konumlanışı üzerinden yeni anlam ilişkileri kurabileceği bir alan oluşturmayı önemsiyorum. Bu nedenle çalışmalarımın kesin bir sonuca ulaşmasından ziyade, düşüncenin yeniden üretilebileceği bir açıklık taşıması benim için daha değerli.
Bu arayışta tümel bir düşünceden hareket ederek “evrensel insan” kavramı üzerinden bir figür anlayışı geliştirmek, benim için önemli bir olanak haline geliyor. Buradaki figür, belirli bir kimliğin, kültürün ya da bireysel hikâyenin doğrudan temsili değildir. Daha çok, insan deneyiminin ortak ve değişken katmanlarını taşıyan teorik bir figürdür. Kültürlerin birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olduğu düşüncesi de bu yaklaşımı destekler. Figür, böylelikle belirli bir coğrafyaya veya tarihsel döneme ait olmaktan çıkarak farklı zamanların, kültürlerin ve toplumsal deneyimlerin kesiştiği bir düşünsel alana dönüşür.
Bu anlamda figür, gerçekliğin doğrudan betimlenmesinden çok, bilincin gerçeklik üzerine yürüttüğü arayışın çözümlenmesi olarak düşünülebilir. Öznel olan ile nesnel olan arasındaki tartışmada da bu yaklaşım, kişisel deneyimin sınırlarını aşarak daha ortak, daha nesnel bir insanlık durumuna yaklaşma çabası içerir. Ancak bu nesnellik, kesin ve değişmez bir hakikat iddiası taşımaz; aksine farklı deneyimlerin karşılaşabileceği ve yeniden anlamlandırılabileceği açık bir alan önerir.
Dolayısıyla çalışmalarım, insanı belirli bir sonuç üzerinden tanımlamaktan çok, insanın oluş halini görünür kılmaya yönelik bir araştırma alanı olarak şekilleniyor. Figürler, mekânlar ve zaman katmanları arasındaki ilişkiler; birey ile toplum, ben ile öteki, geçmiş ile şimdi, gerçeklik ile kurgu, organik ile geometrik, öznel ile nesnel arasındaki sürekli hareketi görünür kılıyor.
Bu metni çalışmalarımı açıklama kaygısıyla değil, üzerinde dolaştığım düşünsel haritanın bazı duraklarını paylaşma arzusu ile oluşturdum. Benim için sanat, bu haritanın kesin sınırlarını çizmekten çok, yeni yolların ve karşılaşmaların mümkün olduğu bir alan açma pratiğidir.